Çağdaş Sanatlar Kurmacası ve Marketing




Meksikalı sanat Eleştirmeni Avelina Lesper'i YouTube'da Çeviri Konuşmalar adlı çok kıymetli bulduğum bir kanalda keşfettim. Kendisiyle yapılan röportajda Çağdaş Sanatlar hakkında oldukça ilgimi çeken açıklamalarda bulunuyor. Bu röportajı yazıya döküp paylaşma isteğimin önüne geçemiyorum ve derhal bol başlat durdurlu kısa bir mesai başlıyor benim için. İyi okumalar olsun o vakit sizlere. 

.

Herkesin sorduğu asıl soruyla başlamak istiyorum. Sanat nedir?


Sanat, insan aklının, yeteneğinin ve duyarlılığının bir ürünüdür. Sanat her şeyden önce yaratımdır. Sanatçı, sanat yaratmak, çalışmasına odaklanmak için hiçlikten, sıfırdan, ya da küçücük bir fikirden yola çıkar. Çalışmak; sadece sanat üretmek için çalışmak farklıdır. Sanat üretme sürecinde, iletişim kurabilecek, başkalarının duygularına ortak olabilecek bir obje yaratmaya dair bir istek vardır. Yani bu bana ait bir tanım. Aristoteles sanatın mantığa dair bir üretim süreci olduğunu söyler. Jung, sanatın bizi barbarlıktan kurtaracak olan şey olduğunu söyler. İkisi de haklıdır. Çünkü Aristoteles'in dediği gibi bu mantığa dayalı üretim sürecinde bununla ne yapmak istediğini düşünürsün, bu iş ile ne yapmak istediğini, bunu nereye taşımak istediğini düşünürsün. Örneğin neden kelimeler yerine müziği kullanmayı tercih ettiğini düşünürsün. 


Fakat, ne olursa olsun, ne sanatçılar ne de başkaları için herkese hitap eden yerleşik bir tanım var. Yekpare bir tanım yok. Eğer yekpare bir tanım yoksa nasıl…


Çünkü sanat tersine felsefe vasıtasıyla tanımlanıyor. Sana neyin sanat olmadığını söyleyeyim. Sanat, var olmak için bir bağlama ihtiyaç duymayandır. Sanat, meydana gelendir. Sanat, kendi zamanının sosyopolitik koşullarının ötesine geçebilendir. Sanat, sanatçının kendisinden bile daha kalıcı olandır.  Sanat, herkesin anlayabilmesi için bir açıklamaya ihtiyaç duymayandır. 


Bu durumda bir çelişki söz konusu; çünkü görüşmelerimiz esnasında birçok insan çağdaş sanatın açıklamaya ihtiyaç duyduğunu söyledi. Yani insanlar anlamadıklarını, çünkü sanat okumadıklarını…


Hayır, bu bir yalan. İlk olarak, anladığımız şekliyle çağdaş sanat diye bir şey yoktur. Çağdaş sanat bir tarzdır. Çağdaş bir tarzdır. Ben bunu VIP olarak adlandırıyorum; Video, Enstelasyon, Performans. Çağdaş sanat, bir şeyler yapmak için kullanılan bir tarzdır. Dolayısıyla bu çizimi ele almanın bir yoludur, videoyu ele almanın bir yoludur, performansı, herhangi bir medyumu ele almanın bir yoludur. Bir örnek vermem gerekirse, ki siz de sinemayla ilgileniyorsunuz, çok net anlayabilirsiniz. Siz bir film yapmak için prodüksiyonla ilgileniyorsunuz, ışıklandırmayla ilgileniyorsunuz, kadrajla ilgileniyorsunuz. Her detay önemli. Eğer bir video art yapacaksanız kameranın iyi odaklanmamış olması önemli değil, dizgenin absürt olması önemli değil, çekimin kalitesiz olması önemli değil, yirmi dakika boyunca yerleri süpüren bir kadını gösteriyor olmanız önemli değil. İşte o zaman bunun aslında bir tarz olduğunu anlıyorsunuz. Ve bir film ile bir video art'ı yan yana koyduğunuzda video art teknik ya da kavramsal olarak güçlü duramıyor; fakat film durabiliyor. Ve diyorlar ki "Ama bu sinema, bu bir kısa metraj. Benimkisi video art." Dolayısıyla, çağdaş tarzın asıl meselesi dolaysız olması, anlık duruma odaklanması, konusu ve kanona bağlı olmaması. 


O halde bu, bir nevi istediğin her şeyi yapabilmeni sağlayan bir izin mi? 


Kesinlikle. Bunu zaten Duchamp, Kosuth, Donald Judd söyledi, sanat, sanatçının sanat olarak belirlediği şeydir. 


O zaman, bu şu anlama mı geliyor, insanlar bilmedikleri için mi anlamıyorlar?


Hayır. İnsanlar anlamıyorlar; çünkü bu sanat değil. Durum bundan ibaret. Eğer sanatta bir aracıdan bahsediyorsak, eseri açıklayan, sanatçının niyetlerinin neler olduğunu, neden bahsettiğini ya da neyi yapamayacağını anlatan, bir sanat eserinin karşısında değiliz demektir; nitekim sanat aracıya ihtiyaç duymaz. Tamamen akademi anlayışının ve piyasanın ürünü olan bir eserle karşı karşıyayız demektir. Bu şekilde düşünen insanlar çok az. Vargas Llosa'nın bir kitabı var, Antonio Muñoz Molina'nın bazı yazıları var. Fakat genel olarak akademi, sanatçılar, piyasa, her türlü objeyi sanat eseri olarak tasdik ediyorlar; çünkü bu muazzam bir marketing aracı haline gelmiş durumda. Hiçbir değeri olmayan, sahte bir değer biçilmiş olan, ne estetik, ne de teorik bir dayanağı olan objeleri satmak üzerine kurulmuş bir sistem bu. Nitekim bu retorik sayesinde sanat adı altında satılabiliyorlar. 


Büyük bir sahtekarlıkla karşı karşıyayız. Sahte bir sanat dünyası yaratıyoruz.


Aynen. Bu devasa ticareti ayakta tutmak için, elbette. 


Peki sanatçılar için de…


Büyük çoğunluğu sahte, evet. Gabriel Orozco sahte bir sanatçı, aynı şekilde Damien Hirer, Jeff Loons, Takashi Murakami, Teresa Margolles, bu isimlerin hiçbiri sanatçı değil. Ve bunu ben söylemiyorum. Eserleri ortada. 


Örneğin, Kurimanzutto (galeri) ile röportaj yapmıştık…


Orası bir işletme. Gabriel Orozco o galerinin ortağı, ne demelerini bekliyorsunuz? "Ortağım bir sahtekar" demelerini mi? 


Peki, örneğin günümüz Leonardo Da Vinci'si kim diye sorsak?


Öyle biri yok.


Gabriel Orozco mesela?


Ne saçma. Bu yalanları nedeniyle dava edilmeleri gerekir. Söylediğiniz şey gerçekten çok saçma. Korkunç, biliyorum, ben buna korkunç diyorum. 


Yine de örneğin bir Leonardo, bir dahi yok mu? 


Bakın son dahi, artık aramızda olmayan Lucian Freud'du. Bunu böyle kabul edelim, artık yaşamayan son itibarlı kişi Lucian Freud'du. Gabriel Orozco bir palyaço. Eserlerini görmediniz mi? Gabriel Orozco her şeyden ziyade sempatik olmak istiyor. Görsel şakalar yapıyorum. Tıpkı Gabriel Kuri'nin Suprema fişleriyle yaptığı görsel şakalar gibi, veya Abraham Cruzvillegas'ın patenleri ve kırık oyuncakları ile yaptığı işler gibi. Herkes sempati kazanmanın peşinde. Herkes görsel şakalar yapmanın ve aynı zamanda genç görünmenin peşinde. Ama evet, eserleri böyle, sanki bir delikanlıymış gibi. Hele ki Abraham Cruzvillegas, patenlerini ve takunyalarını takıyor, sanki ergenmiş gibi.


Pekala, madem öyle, örneğin Guggenheim neden onu bir dahi olarak değerlendiriyor?


Ben onu bir dahi olarak değerlendirmiyorum. Onu sistemin bir sanatçısı olarak görüyorum. Dahi figürü bu kişiler yüzünden yerle bir edilmiş durumda. Bizim tanıdığımız şekliyle dahi sanatçı, Rönesans'ın bir ürünü olan ve 18. yüzyılda tanrılaştırılma noktasına gelen sanatçı figürünü yıkma görevini üstlendi bu kişiler. Neden? Herkesin sanatçı olduğunu söyleyebilmek için. Dahi figürünün nasıl yıkılacağına dair upuzun metinler mevcut, veya bunu tahsis yoluyla nasıl başardıklarına dair. Artık eser sahipliği diye bir şey yok. Böylelikle herhangi bir kişi bir başkasının eserini çalabilir, ki Duchamp'ın bir Mona Lisa kopyasına sakal bıyık eklediği barbarca hareketi de buna örnektir. Eserin hiçbir değeri yoktu, nitekim basit bir reprodüksiyondan ibaretti; fakat ona bıyık ekleyerek kendine mal etti. Dolayısıyla dahi figürü artık yok. Tam da bugün, her türlü vasat, banal veya yüzeysel gösterge sanat olarak adlandırılabilir. 


O halde mesele aslında nasıl adlandırdığımız. 


Kesinlikle, bu sanat olarak mezat. Şimdi, Guggenheim Gabriel Orozco'yu sergiliyorsa bunun sebebi onu bir dahi olarak görmesi değildir. Bunun sebebi onu sistemin bir sanatçısı olarak kabul etmesidir. Her türlü şeyi sanat diye satabilen bir sistem. Bu durumda da yeri geliyor, çöp sergiliyor. Boş şişeler var, çiğnenmiş sakız fotoğrafları var...Hepsi orada. Zekice, mantığa dayalı bir yaratımın sonucu olarak tanımlayabileceğin hiçbir şey yok. 


Ama örneğin bahsettiğiniz bir başka isim, Damien Hirst, o sanatçı değil mi? 


Tabiki sanatçı değil. Noktalardan oluşan resimlerini gördünüz mü? Üstelik bunların hepsini bir fabrikada üretiyor. Hiçbir şey yapmıyor. Eserlerinden birini bile kendi yapmıyor. Damien Hirst, İngiltere'de çizim bile yapamayan öğrencileri kabul eden yegâne okulda okudu. Çizmeyi bilmiyor. Son resimlerini gördünüz mü? Francis Bacon'u taklit etmeye çalışıyor. Resimlerinden adamın kompozisyon bile bilmediği açıkça anlaşılıyor. 


Yine de en çok tanınan sanatçı…


Elbette; çünkü bu sistem herhangi birinin sanatçı olmasına müsaade ediyor. Çünkü bu sistem herhangi bir objenin sanat eseri olarak kataloglanmasına müsaade ediyor. Neden? Çünkü her şey iki unsura göre değerlendirilir: Sayılar, yani fiyatı, ve kelimeler(alıntılar). Galeriye herhangi bir objeyi koyabilirsin ve altına Baudrillard'dan, Michaud'dan, Benjamin'den bir alıntı yazarak değerini arttırabilirsin. Bu şekilde değerlenmiş olur. Ve bir sayıyla. Birilerini çağırırsın, sana değerini söyler ve istediğin fiyatı yazarsın. Eserler istediğin değere sahip olabilir. Bu nedenle eserlerin değerleri farazidir. Bir çok durumda bir sertifika verirler, eserin kendisini bile teslim etmezler. 


Eğer sahte bir sanattan ve sahte sanatçılardan söz ediyorsak esasında bunlar bir hiç için imal ediliyorlar gibi, sanki bir mafya…


Bir mafya ve büyük bir sahtekarlık. Bu öyle bir mafya ki, size kimlerin dahil olduğunu söyleyeyim: Akademi buna dahil, kültürel kurumlar buna dahil, eğitim kurumları buna dahil, müzeler, galeriler ve müzayede evleri buna dahil. Bunlar küratörleri işe alan kurumlar. MUAC'ın (Çağdaş Sanat Üniversite Müzesi, Meksika) baş küratörü Cuauhtémoc Medina. Teresa Margolles'in işlerini değerlendiren kişi bu. Lütfen Teresa Margolles'in yaptığı barbarlıklara bakar mısınız? İnsanlarla yüzsüzce alay ediyorlar ve bunun sanat olduğunu söylüyorlar. 


Ve bunun sanat olmadığını söylediğimizde savunmaya geçiliyor. 


Tabiki. Düşün, doktora tezini Fluxus hakkında yaptı (C.Medina), sanki karaoke yapıyormuş gibi yaptı, "Fluxus on yıl sürmüş bir sanat akımıdır." 


 O zaman aslında mekanı çalıyoruz. 


Kesinlikle. Ve şunu görebilirsiniz, örneğin Arturo Rivera Meksika'da on yıldır sergi yapmıyor. Müzelere giremeyen ne kadar çok ressam olduğunu görebilirsiniz. Müzelerin dışında kalmış yüzlerce çok yetenekli çizer bulabilirsiniz. Neden? Çünkü kimler müzelerin içinde? Superama dişleriyle Gabriel Kuri. Bu tarz insanlar. Eduardo Abroad var. Tamayı Müzesi'ndeki (Meksika) yeni kaldırılan sergiye bakın. Bu sergide Gabriel Orozco'nun sergilediği 'Sol' marka biranın tabelası, sanki Siqueiros'un fresklerine bir alternatifmiş gibi sunulmuştu. 


O halde bir zarar verme durumu…


Sadece sanat zarara uğramıyor. Aynı zamanda, çok tehlikeli bir durum, insan aklı zarara uğruyor. 


O zaman sanatın geleceğinde neler olacak? 


Bu vaziyet artık sona eriyor. Bakın, yaratım olmaya devam edecek; çünkü yaratmak ihtiyaçtır. Bu insanlar yaratmaya ihtiyaç duymuyorlar. Eğer eserlere bakarsan on dakikada yapılmışlar, herhangi bir ihtiyaçtan bahsedemeyiz. Yaratmak çok fazla zaman alır. Yaratmak asla bitmeyen bir yoldur. Esasen, sanatçılar okuldan mezun olduktan sonra öğrenmeye başlarlar. Ve yaratımlarıyla karşı karşıya gelmeye başlarlar, bir dil aramaya ihtiyaç duyarlar, sanatsal olarak ne yapacaklarını aramaya ihtiyaç duyarlar. Sanatçı bunların farkına okulu bitirdikten sonra varır. Ancak daha okuldayken öğrenciler ellerinde cinsiyet ayrımcılığı ile ilgili bir kağıtla geliyorlarsa, avluya idrarlarını yapıyorlarsa ve bu sınav yerine geçiyorsa, bu söylediğim gerçek bu arada, La Esmeralda'da (Meksika'da bir sanat okulu) gerçekleşti. Ve evet, eğer öğretmenler bunu bir sınav olarak kabul ediyor ve dersten geçiriyorlarsa bir sanatçı olabilmek için nasıl bir çaba göstermeleri gerekiyor? Hiç. 


O zaman neden sanatçı olmak istiyorlar? 


Çünkü sanatçı olmak için hiçbir çaba gerekmiyor. Ve oldukça da itibarlı bir iş. Bu çok iyi bir ticaret. Bir bilim insanı olmanın ne demek olduğuna bir bakın. Bilim yapmanın ne olduğuna bir bakın. Yıllar süren bir eğitim, aynı zamanda kendi başarısızlıklarınızla yüzleşmeniz, sanatta olduğu gibi, sanatta söylenir ki bir sürü kötü şey üretirsiniz, aralıksız çalışmanız gerekir. Ve bu çocuklar daha okula girdikleri andan itibaren sanatçı oluyorlar. Daha o anda kendilerini sanatçı olarak görüyorlar. Yaptıkları eserler arasında hiçbir hiyerarşi yok. Ve bunu size Cuauhtémoc Medina söyleyebilir; çünkü o eserler arasında bir değer hiyerarşisi olmadığını savunuyor. Eğer bir değerler hiyerarşisi yoksa, o zaman eğitime de gerek yok. 


Eğer bir hiyerarşi yoksa, sanat eseri doğduğu andan itibaren sanat eseriyse ve kimin, nasılsın bir önemi yoksa nasıl oluyor da buna bir fiyat biçilebiliyor? 


Çünkü fiyat kurmaca. Piyasanın keyfine göre belirleniyor. Bakın örnek olarak Zonamaco'da (Meksika'da bir sanar fuarı) başıma gelenleri anlatayım. Galerinin köşesine dayanmış bazı dallar vardı. Oradaki dalların fiyatının ne olduğunu sordum. Bana dediler ki, "Değişir." "Neye göre?" dedim, "Dalları koyacağınız alana göre değişir." dediler. "Pekala," dedim, amacım bir fiyat almak, "Yaklaşık iki metrelik bir alan." "40 bin Euro." -"Peki, nasıl yapalım buradaki dalları mı alayım…'

-"Hayır, ben size dalları iki metrelik bir alana yerleştireceğinizi ve buna izniniz olduğunu belirten bir sertifika hazırlayacağım." "Ve sanatçının onayı da yer alacak." Sattıkları sanat değil.  


Mesele de bu, ben de sokakta istediğimi satabilirim; fakat kim satın alacak? Bu ticaret…


Kesinlikle. Ama bu, kara para aklama ya olanak sağlayan bir ticaret. Bu muazzam bir şekilde kara paranın aklandığı bir ticaret. Çünkü 40 bin Euro'ya birkaç dal satın alırsın. Satın aldığın andan itibaren onlar artık senindir. Bu dalları yeniden değerlendirme imkanına ve hakkına sahipsin. 


Ama onları siz koymadınız.


Kesinlikle; fakat buna gerek yok. Bir sertifika yeterli. Böylece bu dalları 45 bin Euro'ya satabilirsin. 


Bu süreçte de insanları (çağdaş sanatı) anlamadıklarına inandırıyorlar, bu sayede eleştirilmiyorlar. 


Kesinlikle. Bir diktatörün istediği şey nedir? Eleştiriyi susturmak. Toplumlar eleştirmeyi bıraktıklarında konformist (uyumcu) bir topluma dönüşürler ve manipüle edilebilir hale gelirler. Sanat da, çağdaş sanat, akademi, bizi uzaklaştırma bizimleti, bu bir diktatörlük sistemi. İnsanları manipüle edebilmek ve her türlü objeyi sanat olarak satabilmek için içi boşaltılmış bir eleştiri yaratıyorlar. Ve bu objelere diledikleri miktarda değer biçebiliyorlar. Üstelik bu fiyata karşı çıkamıyorsun. Akademi nedir? Akademi sana pazarlama yollarını öğretir. Bir küratör, her şeyden önce büyük bir pazarlamacıdır. Sana satış yapmayı öğretir. Ve bunu Arte Basel'de (İsviçre'deki uluslararası sanat fuarı) görebilirsiniz. Gittiğinde galerici sana eserin hangi müzede sergilendiğini açıklar, akademisyenlerin nasıl yorumlarda bulunduğunu, ve sonunda karşılaştığınız şey bir pazarlamadır. Ne için? Üzerine ışık tutulmuş bir sandalyeyi satabilmek için. Ve buradaki argüman güzellikle ilgili değildir, akılla ilgili değildir, eserin sana bir şey ifade edip etmemesi değildir, ki aslında bunu aramıyor muyuz? Müzik dinlediğimizde beklediğimiz bu değil mi? Bir koreografi (dans) izlediğimizde de beklediğimiz budur. Veya bir kitap okuduğumuzda. Görünen o ki sanatta artık ne bunun gibi beklentilerimiz, ne de estetik bir deneyim yaşama beklentimiz olmalı. Sanatta estetik deneyim sona erdi. Peki bunun arkasında ne yatmakta? Bir sürü retorik. Bir sürü akademik tartışma yatmakta. Ve satıcının, küratörün yaptığı bunu sanat olarak kabul etmen için tüm bunları sana sunmak. Şayet sorgulayıcı bir karaktere sahipsen ve bu söylediklerinin hiçbirini görmüyorum diyorsan, anlamıyorsundur. Eğer beğenmiyorsan, anlamadığın içindir. 


Evet, insanlar anlamadıklarını söylediklerinde, genelde cevap olarak bunu okumaları, araştırmaları gerektiği söylenir. 


Kesinlikle. Müzeye girmeniz için bir sanat diplomanızın olması mı gerekiyor? Müzelerin amacı teoride hepimizin bu deneyimi yaşayabilmesi değil mi? 


 Aynen, ve bu deneyimi ortadan kaldırırsanız geriye ne kalır? 


Artık estetik deneyim diye bir şey yok. Bu insanların yaptıkları tam olarak bu, estetik deneyimi ortadan kaldırmak. 


Bu çok ciddi bir durum. Bir kriz söz konusu.


Elbette. Bu bir kriz. Amaçları, eserlerin arkasında uzun bir retorik olması. Bakın, eserlerin değeri görsel özellikleriyle ilgili olmaktan çıktı. Artık eserlerin değeri 'sözel' özelliklerinden ileri geliyor. Eserlerin değerini 'görmüyorsun', sana bunu 'söylemeleri' gerekiyor. Bu bir sorun. Bu, sanatın dolduramadığı bir boşluk. Ve bunu retorik ile dolduruyorlar. 


Peki krizde olan nedir? Yaratıcılık mı?


Hayır. Bir sürü yaratıcı insan var. Müzelerin, akademinin, galerilerin dışında kalan bir sürü çok parlak insan var. Şu anda bir kriz durumunda olan, bu çağdaş tarz. Sanat olmayanı sanatmış gibi adlandırmaya çalışıyor. Şu anda bir krizdeler; çünkü bunun büyük, çok büyük bir sahtekarlık olduğunun farkına varmaya başladık. Muazzam bir kandırmaca, yalnızca bu ticaret ağını devam ettirebilmek için. Çok pahalı lüks objelerinizi satabileceğiniz bir ticaret, inanılmaz bir durum, üstelik objenin gerçekte var olmasına bile gerek olmadan. Bu sanat, marketing dünyasının rüyası. Esasında marketing'de zorunlu olarak sana obje gösterilir ve açıklanır. Bakın işte bu otomobili satın alın, otomobilin özellikleri, nitelikleri işte bunlardır, bu sebeple bunu satın alın denir. Marketing'in özünü bile aşan bir durum meydana geldi. Obje (sanat eseri) gerçekten mevcut bile değil. Ve eserin değeri söze dayalı, kontrol etmek zorunda bile değilsiniz. 


Tüm bunlar çok seçkinci; çünkü gerçekte…


Bakın Meksika'da vaziyet ne hale geldi. Eugenio Lopez satın almaya başladı ve herkes de öyleyse bütün 'önemli' insanların sanatla alakası olmayan bu saçmalıkları satın aldığını düşündüler. İnsanlar akın akın geldiler ve yeni tüketim çılgınlığı sepetlerini bu çeşit objelerle doldurmaya başladılar. 


Peki bu objeler günün birinde değelerini kaybedecekler mi?


Eugenio Lopez'in koleksiyonu her geçen gün değer kaybediyor. Damien Hirst'in eserlerin değeri gittikçe azalıyor. Zaten bu yüzden bir krizin içindeler. Yarattıkları bu piyasa artık sona yaklaşıyor. Neden biliyor musunuz? Çünkü eser sahipliğini ortadan kaldırdılar. O kadar çok miktarda obje üretiyorlar, ve bu objelerin üretimi o kadar kolay ki bu durum arz - talep dengelerini altüst ediyor. Çünkü muazzam bir imkan mevcut. Zira eskiden resim yapmayı öğrenmek gerekirdi, astar hazırlamayı öğrenmek gerekirdi, glaze yapmayı (şeffaf boya katmanı) öğrenmek gerekirdi, kompozisyon öğrenmek gerekirdi. Hayatı boyunca kompozisyon nedir hiç öğrenmeden ölmüş ressamlar var. Bu çok zor bir süreç. Ve şimdi herhangi biri gelip kirli kıyafetini astığında buna sanat diyebiliyorsan durumu sen tahayyül et. Sanat piyasasının tarihinde hiçbir zaman ortalıkta bu denli fazla eser ve sanatçı bulunmamıştır. Asla böyle bir durum yaşanmamıştır. 


Sizin görüşünüz nedir? Durumu eski haline getirmek için çözüm ne olabilir?


Çözüm için, ilk olarak, gerçekleri açıkça söylemeyi öğrenmelisin. Ve cesur bir şekilde, müzelerde gördüğümüz şeylerin sanat olmadığını söylemeyi öğrenmelisin. Müzelerde ki bu şeylerin bize hiçbir estetik deneyim kazandırmadığını söylemelisin. Müzeler ve galerilerde ki; çünkü müzeler esasında galeriler için çalışıyor. Eğer insanlar vaziyeti açığa vurmaya başlarlarsa, ben bunu sorgulayıcı ruhumuzu geri kazanmak olarak yorumluyorum, eğer sorgulayıcı ruhlarını geri kazanırlarsa ve düşündüklerini açıkça ifade etmeye başlarlarsa, ve şu 'anlamıyorum' kelimesini bir kenara bırakırlarsa - çünkü mesrle anlamamaları değil, Gabriel Orozco'nun eserlerinde anlayacak hiçbir şey yok, Gabriel Kuri'nin eserlerinde anlayacak hiçbir şey yok. Keza onların ardından gelenlerin eserlerinde de anlamaya dayalı bir durum yok. Bunların hiçbirinin eserlerinde anlayacak bir şey yok. Eğer insanlar bunu dile getirirlerse, bu dikkate alınacak; çünkü bunun etkileri ilk nerede ortaya çıkacak? Piyasada. Ve onları en çok para söz konusu olduğunda yaralayabilirsiniz. Zira, nihayetinde tüm bunların arkasındaki itici güç aklınıza gelebilecek en bayağı şey: para. Yalnızca para. Ne bir sürü küratörün sürekli bahsedip durduğu felsefi amaçlar, ne bir sürü sanatçının icat ettiği o diğer felsefi amaçlar, ne Varoluşçuluk'tan sonraki tüm o uydurulan hikayeler, bunların hiçbiri değil. Tüm bunların arkasındaki yegane şey piyasa. Ve para. Gerçek bir değeri olmayan lüks objeleri. Sundukları kurgusal ürünler. Tüm bunların arkasında yatan budur. Buradaki tehlike şu ki, insan aklını ve yaratıcılığını tüm bu çöp yığınının içine sokup heba ediyoruz. Asıl tehlike bu. Aslında bu bizi şaşırtmamalı. Piyasa koca koca ülkeleri mahvetti, şu anda Avrupa'da gördüğümüz gibi. Piyasa insanların sağlığını mahvediyor. Ekolojiyi mahvetti. Neden insan aklını da mahvetmesin ki? Neden sanat camiasını da mahvetmesin ki? Neden sanatı da yoldan çıkarmasın, ki zaten bunun bir azınlığa ait olduğu söyleniyordu. Çok açık ki bu işin arkasında da bu var. Bu sebepler, yapılması gereken ilk şey bunun sanat olmadığını söylemek. Yapılması gerekeb ikinci şey ise, gerçekten yaratıcı ve yetenekli insanların üretmeye devam etmesi. Çizmeyi, kompozisyonu, materyalleri kullanmayı öğrenmesi, yaratmayı ve eserini savunmayı öğrenmeli. İzlenebilecek tek yol bu. Akademi ve eleştirmenleri boş versinler. Dünya kadar 'satın alınmış' sahte insan var. Bu işin bir garantisi yok. Çözüm sanatçılarda ve bizzat izleyicide yatıyor. 


Eklemek istediğiniz başka bir şey var mı?


Yaratmak dediğimiz şeyin duygularla çok ilgisi vardır. Yaratmak çok acı çekmektir, ve yaratmak çok haz duymaktır. Şu durumda nasıl bir gazdan söz edebiliriz, biri geliyor hırdavatçıdan neon ışıklar alıyor ve bunları asıyor, yani...Ne yapıyorsunuz? Üstüne üstlük herhangi bir şekilde tartışmaya da açamazsın. Mesela artık şöyle diyebilirsiniz, bir hocanın bana iddia ettiği gibi, inanılmaz "Bakın karıştırıyorsunuz. Bu bir masa değil. Bu dört ayaklı bir aygıt." Ve öğrencilerle öğretmen bunu benimle karşıt fikirde olmak için söylüyorlar. Dedim ki: "Görüyorsunuz çocuklar. Hocalarınız sağ olsun, buna artık sanat diyebiliriz."




https://www.youtube.com/watch?v=pgF9nate2J0



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hozan Serhat, Bir Özgürlük Arayışçısı

Boşluk

Müzikte Anlam Arayışı