Saygısızlar Cemiyeti Manifestosu


Öncelikle neden saygısızız sorusunu soruyoruz kendimize. Ya da soruyu şu şekilde soralım; bizi bu hâle getiren nedir? Bu soruda da bir terslik var gibi. Bu hâle evrildik mi yoksa zaten öyle miydik? Varlık, çırılçıplak fırlatıldıktan sonra yeryüzüne yumuşacık bir battaniyeyle örtülür. İşte o yumuşacık, mis kokulu battaniyenin üzerimize örtülmesi ile başlar bütün manipülatif hikâyemiz. O battaniye, hakikat geçirmez bir zırh, üzerimize örtenin satın aldığı minnetin ilk tapusudur. Tapulandıktan sonra zihinlerimiz, benliklerimiz ve hatta bedenlerimiz "ben"den geriye ne kalır? "Ben" artık salt bir "değer" taşıyıcısı ve bu kokuşmuşluğu saygı düsturuyla örtmeye yeminli pespaye bir varoluşmuştan başka bir şey değildir. Bunun farkına varan varlık, üzerindeki minnet zırhını bir kenara fırlatır ve bütün kırmızı çizgilerini doğanın bin bir rengiyle boyar. İşte o vakit, babaların yazdığı yazgımıza karşı saygısızlığımızın ilk adımı atılmış olur.


Dört yanımızı kuşatmış olan politik doğruculuğun zihnimizin erotizmle, mizahla ve sanatla bağlantısını koparmasına izin vermeyelim. Hayal gücümüzün yaşam bulacağı yer olan toplumsal alanlarda zihnimizi ortalığa saçalım. Çünkü şunu çok iyi biliyoruz; sadece hayal gücümüzün “karanlık kısımlar”ı iktidarı, babayı, aileyi ve genel olarak tüm logosları yıkabilir. Pompalanmış yapay huzur ve mutluluğun en büyük kaynağı olan cinsiyetlenme mekanizmasına çomak sokalım bir de. Çünkü tarifi yapıldıktan sonra bedenlerimizin, hakikatle bir bütün olarak bağlantısı koparılmış, iktidar mekanizmasına yapışık yaşayan salt et parçalarından başka bir şey değilizdir. Tüm bunların bilincine vardıktan sonra varlık, ciddiye alabilir mi artık “toplumsal ve insani değerler”i? İçinizde böyle düşünenler varsa ilk fırsatta; erke, iktidara, otoriteye, muktedire, hiyerarşiye ve hümanizmaya karşı ilk saygısızlığını gösterebilir. İşte o zaman aslında asla var olmayacak ama her an var olmaya yakın duran Saygısızlar Cemiyeti'nin görünür üyeleri olabilirsiniz. Keza saygısızlığınız arttıkça görünürlüğünüz artacak, görünürlüğünüz arttıkça yaşamdaki sonsuz sayıda olasılığa kapılarınız aralanacak. 


Pek de önemsenmeyen, "büyük devrimler"in kudretine devredilen köhne insan alışkanlıklarını hiçbir büyük toplumsal devinimi beklemeden tırnaklarımızla tırtıklıyoruz. Biz tırtıklayıcılarız aynı zamanda. İddiamız örgütlenme alanlarını toplumsal normlarla kirleten insan kazanmacılık olmadığına göre özgürce didikler, tırtıklar ve dalga geçeriz normatifliğin bataklığından ürün almaya çalışan bünyelerle. Bu arada "biz"e büyük anlamlar atfetmeyin; çünkü biz, hiçbir zaman ortak arzularla donanmış insanların oluşturduğu güvenli bir "biz"lik durumu yaratmayacağız. Biz birbirimize çok uzak ve bir o kadar da yakınız. "Biz"lik sadece tekil olmamanın anlatısıdır. Bu manifestonun, gölgesinde serinlenecek, meyvelerinden beslenecek, kovuğunda güvenli ve huzurlu hissedilecek "kadim" bir ağaç gibi köklü bir değere dönüşmemesi gerekiyor. O yüzden kısa kesiyoruz. Normatifliğin karşısında “hastalıklı ruhu”yla var olmaya çalışan her saygısız Saygısızlar Cemiyeti'ndendir.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hozan Serhat, Bir Özgürlük Arayışçısı

Boşluk

Müzikte Anlam Arayışı